RUHSALLIKTAKİ ÇİFTE ZAMANSALLIK MEFHUMU İLE UYKUSUZ ÇAĞIMIZDAKİ ZAMANSIZLIĞA PSİKANALİTİK BİR BAKIŞ

Bienalin önerdiği Bahar konsepti ile tohumun uykuya girmesi ve bu uyku halinden filizlenme haline geçiş süreci psikanaliz kuramı ve psikanaliz tedavisi sürecindeki uykululuk, gizillik şeklinde tercüme ettiğimiz latency kavramıyla örtüşüyor. Bu sunumda bu latency’den, latency’nin nasıl bir şeye tekabül ettiğinden söz edeceğim. Gizillik ya da uykululuk gizli kalmış, üstü örtülü bir şeye gönderme yapmaz sadece; tam anlamıyla bir uyku hali de değildir bu, ama içinde hem uykuyu hem de gizilliği barındırır. Gizillik sadece üstü örtülmüş gizli bir şey de değildir. Gizil bir güç de söz konusudur.

Devamını oku »

araignéeHUZURSUZLUKTAN KIYAMETE DOĞRU: ÇAĞIMIZIN “AKILLI” NESNELERİ VE TEHLİKE ALTINDAKİ DÜŞÜNME YETENEĞİMİZ (1)

Öncelikle Kıyamet/ Kiyam Et başlıklı bu ilginç serginin küratörü Mahmut Wenda Koyuncu’ya (2) bu nazik daveti için ve tüm katılımcılara da dinlemeye geldikleri teşekkür ederim.
Günümüzün dünyasını betimlemek için kullanılan Kıyamet metaforu psikanalizi de doğrudan ilgilendiriyor. Gittikçe artan yıkıcılık ve şiddetle çevrelenen günümüz dünyasında öncelikle düşünme yeteneğinin tehlike altında olduğunu gösteren birçok tuhaflıklar var. Bu tuhaflıkları çağımız teknolojilerinin Dev Verileriyle, Akıllı Nesneleriyle kuşatılmış çağımızın topluluklarıyla ve bu topluluklar içinde düşünmeye çalışan bireyleriyle ele almak istiyorum.

Devamını oku »

psikanalizyıllığı2016Psikanaliz Yıllığı 2016

Sunuş – Nilüfer Erdem

1. Ölüm Dürtüsü: Çağdaş Kleincı Kuramda Görüngübilimsel Perspektifler- DAVID L. BELL

2. Ölüm Dürtüsü Kavramı Klinik Alanda Hâlâ Kullanışlı mı? – FRANCO DE MASI

3. Öteki’ne Umutsuz Bir Sesleniş Olarak Tutkulu Aşk: Nagisa Oşima’nın “Ai No Corrida” Filmi – BELLA HABİP

4. Utanç, Nefret ve Pornografi: Güncel Zamanların Bir Veçhesi Üzerine Çeşitlemeler – CLAUDE JANIN

5. Görme ve Görülme: Klinik Ortamda Utanç – JOHN STEINER

Devamını oku »

kırmızısaçlıkadınBabayı Öldürmek mi, Babayı Yaratmak mı? Orhan Pamuk’un Kırmızı Saçlı Kadın’ı

Umberto Eco, “Açık Yapıt” adlı kitabında edebiyatın gücünün, bir metnin hiçbir zaman tüketilmeksizin durmadan farklı okumalar üretebilmesinde yattığını ileri sürer. Orhan Pamuk’un son romanı “Kırmızı Saçlı Kadın”n böyle çoklu okumaya açık bir metin olduğu ileri sürülebilir. Bu tespitten hareketle bu deneme, metni psikanalizin, özellikle de çağdaş psikanalizin bakış açısıyla okumayı hedeflemektedir.

Devamını oku »

 

 

cogito81-annelikCogito: Annelik

Cogito’nun “Annelik” dosyasının çıkış noktası, muhafazakâr bir annelik tasavvurunun, bu tasavvurdan beslenen “ideal annelik” normlarını temel alan düzenlemelerin giderek artan biçimde kadınları hizaya sokmanın aracı olarak kullanılmasıydı. Nüfusun her açıdan denetimini amaçlayan biyosiyaset pratiklerinin annelik alanına uzanışı, kadınlığın annelik üzerinden bir siyasal mücadele alanına çevrilişi elbette ne yeni ne de sadece muhafazakâr toplum mühendisliğine özgü. Hem dünyada hem Türkiye’de feminist teorinin ve kadın hareketinin çeşitli evrelerinde hep tartışılmış, üzerine düşünülmüş bir gerilim ve dayatma söz konusu. Bu gerilimin izini Batı felsefesinin ve kültürünün başlangıç ânına kadar süren yazılarla açıyoruz Annelik dosyasını.

Devamını oku »

 

Topluluk Kuramcıları

Anzieu ve Bion

Öncelikle beni buraya davet eden Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi yönetimine ve tabii 1 yıldır düzenli eğitim verdiğim Psikoterapi Merkezi’nin tüm ekibine teşekkür ederim. Bugün buraya size topluluklardan psikanalitik açıdan söz etmeye geldim.
Neden bu konuyu seçtiğimi soracak olursanız bunun ağırlıklı olarak psikiyatrik hastayı diğer hastalardan ayıran bir hususla ilgili olduğunu ileri sürebilirim. Şöyle ki psikiyatri hastası hastaneye bireysel bir başvuru yapsa da, tedavisi çoğul bir nitelik taşıyor. Tedavinin psiko-bio-sosyal boyutunu sadece kastetmiyorum ki bu zaten çok açık. Kastettiğim psikiyatrik hastanın ruhsal süreçlerinin bir kurumu, topluluk olan bir kurumun işleyişi üzerinde ciddi etkilerinin olması. Keza bu etki tabii karşılıklı. Kurum da hastaya verdiği hizmette, kimi tıkanmalarda aynı ruhsal süreçlerin etkisi altında oluyor.

Devamını oku »

 

Vah Bartleby! Vah İnsaniyet!

Yara Almış İnsan ve Mekânlardan Beslenen Edebiyat: Birincil Narsisizmin Yapı Bozumu

Freud’un psikanalizin içine narsisizm kuramını dâhil etmesinin bu yüzüncü yılında narsisizm konusu farklı kuramsal bağlamlarda psikanalitik düşünceyi çalıştırmaya devam ediyor. Yaratıcılık bağlamında, bir şeyi ortaya çıkarmada, yoktan var etmede ise narsisizm konusu meselenin tam kalbinde duruyor zira doğrudan varoluş meselesini sorguluyor. Winnicott’ın var olma duygusu konusundaki tespitleri bu konuda aydınlatıcıdır. Winnicott Freud’dan devraldığı benliğin kendi üzerine yaptığı libido yatırımı olarak tarif ettiği narsisizmin kurulma aşamalarını farklı bir biçimde ele alır ve küçük insanın kendisini, varlığını, var olduğunu hissetmesi olgusunun sıradan, kolay, zahmetsiz bir süreç olmadığını ileri sürer.

Devamını oku »

 

ws2

Özgürlük, Direniş ve Psikanaliz: İnsan Doğası Üzerine

Nuri Bilge Ceylan’ın Kış Uykusu

 

Direnişi merkeze alan bu sempozyumda psikanalizin sanatla olan buluşması konusunda katkımı isteyen Orta Doğu Teknik Üniversitesi Psikoloji Bölümüne teşekkürlerimi iletirim.

Konuşmama başlamadan önce sunumumu tetikleyen bir bağlamdan söz etmek isterim. Gezi Direnişi sırasında İtalyan psikanalist Laura Montani Türkiye’deki psikanalistlerle bağlantıya geçerek bizlere ne yaşadığımızı, nasıl yaşadığımızı anlatan mektuplar yazmamızı önerdi. Mektuplarımızı da kendi web sitelerinde yayımlayacaklarını ilave ederek bizlere birkaç düşünme girizgâhı önerdiler. Bu yazışmanın ayrıntılarını ve akabinde ortaya çıkan Gezi’nin Psikanalizi adlı metnimi bu adresten takip edebilirsiniz.

Devamını oku »

Layout 1

“Geri Dönüşü Yok: Bir Babanın Güncesinde ve Kızının Belleğinde Ermeni Soykırımı”

Geri Dönüşü Yok, Janine Altounian’ın 1915 Ermeni soykırımından hayatta kalmayı başarmış babası Vahram Altounian’ın  yaşadıklarını kısa, öz ve tüm hakikiliğiyle kaleme aldığı güncesini psikanalist, dilbilimci ve tarihçilerle birlikte kucaklayarak okurun önüne çıkardığı bir metindir. Bu günce bir tür biotexte’dir, bir yaşam metnidir, kendisinin de ifade ettiği gibi. Yaşam metni yaşamın metinle geri gelmesidir; yaşanmış bir hayatın kaleme alınmasına tanık olduğumuz bir otobiyografiden farklıdır bu.

Devamını oku »

 

Psikanalizin  Aktarımı  Ve  Türkiye’de  Psikanaliz

Söze başlamadan önce Gökçe Cansever’in anısına düzenlenmiş bu sempozyuma psikanaliz pratiğini temsil etmek üzere beni davet edenlere teşekkürlerimi iletirim. Türkiye’de klinik psikolojinin başat temsilcilerinden olan merhum G. Cansever’i şahsen hiç tanımadım. Fakat eğittiği ve bizzat  klinik deneyimini paylaştığı öğrencilerinin kimileriyle tanışma ve konuşma fırsatım oldu. Bu kişilerin psikanalize ve genelde psikanalitik psikoterapiye karşı olan ilgi ve meraklarında hep bu ilk başlatıcının izini sezdim.

Devamını oku »

Psikanaliz Kuramları İçinde Benlik Kavramının Serüveni

“Benliğim ne kadar benden?” gibi çarpıcı bir başlıkla düzenlenen bu nöropsikofelsefe sempozyumuna psikanalizin katkısını sunmak üzere beni davet eden sempozyum düzenleme komitesi üyelerine teşekkürlerimi iletirim. Başlık benliğin hem ben’e ait olan hem de ben’e yabancı olan iki farklı unsuru da çağrıştırdığı için, bir başka deyişle dolaylı olarak bilinçdışını da çağrıştırdığı için doğrudan psikanalizin alanındayız denilebilir. Bu sunumda öncelikle Freud’un yapıtındaki benliği mercek altına alıp, Freud sonrası benlik kavrayışlarına sunumumun sonunda yer vereceğim. Sunumumun dörtte üçünü Freud’un yapıtına ayrılacak zira bu kavram üzerinden, ve, bu vesileyle, Freud’un düşüncesinin bazen nasıl çarpıtıldığını da göstermek istedim.

Devamını oku »

 

Kadınlar Freud’a Psikanalizi Nasıl Keşfettirdiler?

Zamanımızın ruhsal hayat incelemelerinin önemli bir bölümünün Freud’un keşiflerini temel aldığı söylenebilir. Freud, psikanaliz kuramını ve psikanaliz tedavisini hastalarından yola çıkarak elde ettiği bulgularla oluşturmuş olsa da, psikanalizin keşfinin Freud’un kendi kendine analiz sürecinden de beslendiği psikanaliz tarihçileri tarafından sıkça tekrarlanır. Bu keşif büyük ölçüde Freud’un kendi çocukluğunu hatırlamasına ve onun üzerinde yeniden düşünüp anlamlandırmasına dayanır.

Devamını oku »

 

Joseph Breuer: Psikanalizin Gizli Ebeveyni

Psikanaliz bir tedavi tekniği, bir bilim dalı ve nihayet bir gözlem yöntemi olarak Freud’la birlikte ortaya çıkar. Nitekim, psikanalizin başlangıç aşaması veya psikanalizin tarihöncesi diye bir evreden söz edilecek olursa, Joseph Breuer’i, nam-ı diğer Altın Parmak Breuer’i psikanalizin gizli ebeveyni olarak görmek mümkün. Histerikleri hipnozla ve katarsis yöntemiyle tedavi eden psikanaliz tarihinin bu gizli kahramanını, öncelikle Histeri Üzerine Çalışmalar1 (1895) başlıklı, Freud’la birlikte yayımladıkları yapıtın ilk vakası olan “Anna O. Vakası”2 metnini inceleyerek ele alacağım.

Devamını oku »

 

Psikanalizin Doğuşu, Bireyin Doğuşu

Ruhsal rahatsızlıkları tedavi yöntemi olan psikanalizin ortaya çıkışının bir tarihi vardır. Dönemin, yani 19. yüzyıl sonlarının terapötik uygulamalarından yola çıkarak psikanalizin tarihöncesinden söz etmek ve psikanalizin ortaya çıkış biçimini ele almak, aynı zamanda yeni bir zihniyetin doğuşunu izlemektir. Bu zihniyet, birey zihniyetidir. Bu metinde, psikanalizin tarihöncesini ele alıp onun doğduğu terapötik uygulamalardan söz ederken, bir zihniyet değişiminden de söz etmeye çalışacağım.

Devamını oku »

 

Psikanaliz ve Kurumlar

Öncelikle beni buraya davet eden Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi Psikanaliz Birimi’nin üyelerine teşekkür ederim. Buraya bireysel bir girişim olan psikanalizin topluluk içinde ya da kurumsal yaşamda nasıl varedilebileceği üzerine bir şeyler söylemeye geldim. Tabii psikanalizin varedilmesi sözcüğünü kullanırken bildiğimiz klasik psikanaliz tedavisinin kurum içinde varedilmesinden söz etmiyorum. Bazı analistlerin bu pratiği benimsediklerini biliyorum. Benim amacım, psikanalitik düşünce biçiminden hareketle hastaların sağaltımını halihazırdaki koşullara uyarlayabilmenin yollarını soruşturmak, bir hasta ile bir kurumun karşılaşmasında terapötik olabilecek şeyin altını çizmek, ya da travmatik de olabilecek bu söz konusu karşılaşmanın kimi yönlerine işaret etmek.

Devamını oku »

 

Manik Depresif Psikozlar ve Nesneyle Kurulan İlk İlişkiler

Öncelikle beni buraya davet eden herkese, özellikle psikanalitik bakış açısını psikiyatri pratiğine de yansıtmış psikiyatri uzmanlarına teşekkür ederim.
Bugün buraya manik-depresif psikozları psikanalitik bir bakış açısıyla ele almak üzere, özellikle kayıp ve yas bağlamında konuşmaya geldim. Amacım burada manik-depresif psikozlardaki ruhsal işleyişin mekanizmalarını ele almak ve tabii mümkün olabildiği kadar sizlerin pratiğine de yansıyabilecek birkaç öneri getirebilmek. Hastane ortamında bu tür psikozları biyolojik yöntemlerle tedavi ediyorsunuz. Ama salt biyolojiyle de yetinmiyorsunuz. Hastanın sosyo-kültürel çevresini de anlamaya ve özellikle de aile bireylerinin de tedaviye yönelik işbirliğini sağlamaya çalışıyorsunuz. Böylece uyguladığınız biyolojik tedavi bir dizi karmaşık psikolojik sürecin içinde yer alıyor.

Devamını oku »

 

2014 Kapak (2)

Hatırlamak Üzerine: Freud ve Green

Uluslararası Psikanaliz Dergisi’nin Türkçede yayımlanan Yıllığı 6.yaşına bastı. Yıllığımızın tanıtım toplantısında psikanalitik bir meseleyi, şimdiye kadar yayımlanmış yıllıklar içindeki bir makale çerçevesinde tartışmaya açmayı tarafıma öneren yayın kurulu üyelerine ve tabii bizi bu güzel ortamda ağırlayan Robinson Crusoe kitabevi ve Salt Beyoğlu yetkililerine teşekkür ederim.

Bu sunumun konusu hatırlamak üzerine, kısacası bellek üzerine olacak. Bu konuyu seçmemi tetikleyen başlıca unsur bu buluşmanın semtinin tarihi Beyoğlu olması ve projemize sahip çıkan kitapevinin köklü bir kurum olmasıdır diyebilirim. Bu iki mekânın ortaklaşa benim imgelemimde işaret ettiği alan bellek oldu. Bu arada itiraf etmeliyim, Salt Beyoğlu gibi yine böyle tarihi bir mekânda kurulmuş bir sanat galerisi içinde Freud’un bellek kuramını konuşmak ve konuşturmakla kendimi adeta çağdaş sanattaki yerleştirme çalışmasının bizzat içinde bulmuş gibi hissediyorum.

Devamını oku »

 

image001

Gezi’nin Psikanalizi

Gezi hareketi sırasında İtalyan psikanalist Laura Montani ve bir grup İtalyan meslektaş Türkiye’deki psikanalistlere aşağıdaki mektubu yollamıştır. “Gezi’nin Psikanalizi” adlı cevabi mektubum aşağıdadır.(Yazının İngilizce ve İtalyanca versiyonlarını buradaki linkten okuyabilirsiniz.)

We invite you to in our space Rosenthal, to share with you the pain that the attack on free speech and democracy is doing suffer to you and  to your country. http://web.tiscali.it/cepsidi/spaziorosenthal.htm

This  our  first thought for you:

The scope of psychoanalysis is unlimited as it spans the entire territory of the unconscious, its mechanisms, its manifestations, its productions and structures. If one cannot affirm the analyst has a free access to these territories, certainly it can be said he or she has a privileged view onto them. Indeed, taking the move from the premise of the unconscious no distinctions of time, space, gender, race or ethnicity can be drawn to build walls and separate human beings. The other is always inside us and it needs to be given shelter, as we – the psychoanalysts – have learnt throughout hard challenges and the unceasing work carried out on ourselves.

Devamını oku »

Resim3

Öteki’ne Umutsuz Bir Sesleniş Olarak Tutkulu Aşk: Nagisa Oşima’nın «AI NO CORRIDA» Filmi

Tutku ve yaratıcılık konulu bu toplantı[1] çerçevesinde, ünlü Japon sinemacı Nagisa Oşima’nın «Ai no corrida»[2] adlı tanınmış filmini ele alacağım. Eseri Fransa’da ve dünyada iyi bilinen bu sinemacıyı seçmemin nedeni, Oşima için tutkunun neredeyse bütün eserlerinde var olan bir takıntı ve merkezi bir tema olduğunu düşünüyor olmam. Neredeyse kendini yinelercesine, bütün filmleri cinsellik ve cinayetle ilintili, bütün filmlerinin merkezinde tutku halleri ve tutkusunun elinde oyuncak olmuş kahramanlar var.

Japonca adı «Aşk Denen Boğa Güreşi» anlamına gelen film, bir otelde hizmetçilik yapan (eski fahişe) geyşa Sada ile otelin patronu Kişizo arasındaki tutkulu aşk üzerine. 1936’da Japonya’da yaşanmış gerçek bir olaya dayanan bu hikâye trajik bir sonla biter: Sada aşığını boğarak öldürür, cinsel organını keser ve bir kaç gün yanında saklar. O dönemi anlatanlara göre cinayet Japon halkını o kadar etkilemişti ki, Sada için nispeten kısa süreli, 6 yıllık bir hapis cezasına hükmedilmişti. Sada mahkeme sırasında tutkusunu öne sürerek savunma yapmıştı. Oşima’ya göre “Sada aşığını, aşkı yüzünden öldürmüştü”[3]. Bütün film boyunca bu tutku, en ince ayrıntılarına varana dek, içeriden anlatılır bize ve güncel psikanalitik kuramlaştırmaların açıklamasını yaptığı türden bir aşırılıklar kliniğinin sırlarının ifşa olunmasına tanık oluruz. Sözünü ettiğim kuramlaştırmalar özellikle en son öznelleşme çalışması üzerine araştırmalarla ilgilidir.

Devamını oku »

}