Nuri Bilge Ceylan’ın Kış Uykusu

Direnişi merkeze alan bu sempozyumda psikanalizin sanatla olan buluşması konusunda katkımı isteyen Orta Doğu Teknik Üniversitesi Psikoloji Bölümüne teşekkürlerimi iletirim.

Konuşmama başlamadan önce sunumumu tetikleyen bir bağlamdan söz etmek isterim. Gezi Direnişi sırasında İtalyan psikanalist Laura Montani Türkiye’deki psikanalistlerle bağlantıya geçerek bizlere ne yaşadığımızı, nasıl yaşadığımızı anlatan mektuplar yazmamızı önerdi. Mektuplarımızı da kendi web sitelerinde yayımlayacaklarını ilave ederek bizlere birkaç düşünme girizgâhı önerdiler. Bu yazışmanın ayrıntılarını ve akabinde ortaya çıkan Gezi’nin Psikanalizi adlı metnimi bu adresten takip edebilirsiniz. Laura Montani’ye yazdığım cevabi mektup direnişin ortasında, gaz fişekleri sadece ortalıkta patlarken değil artık evlerimize ve zihinlerimize de girdiği zamana denk geliyor. Dumanlar arasında bulanıklaşan düşünme yeteneğimi yeniden sağlamlaştıran bu yazışma deneyimimde Winnicott’ı ziyaret ettim. Winnicott’ın tarif ettiği öznelleşme ve bir anlamda kişinin kendisi olması hareketini Gezi Gençliğinde tespit ettim. Şimdiki sunumum da işte bu tespitin devamı olacak.

ws4

Sunumumu insan doğası ile ilgili bir soru ile bir insan nasıl kendisi olur diye bir soruyla açmak istiyorum. Bu söylediğim şeyi felsefi boyutta incelemek değil amacım tahmin edebileceğiniz gibi; psikanalizin uygulamada bize gösterdiği yerden hareket ediyorum pek tabii. Bu sorunun bir insanın kendisi olması sorusunun direnişle nasıl bir ilgisi var diye sorabilirsiniz? Hatta sorunuzu direnişin toplumsal başkaldırıya kadar varan bir karşı koyma, toplumsal bir muhalefet olduğunu da ileri sürerek daha da derinleştirebilirsiniz. Yanıt olarak toplumların da, toplulukların da kimi durumlarda bir insan gibi tek vücut haline geldiği, kendi kimliklerini bu coşkulu bir arada olma halinden oluşturduklarını ve tarihsel bir süreci başlattıklarını ileri sürebilirim. Toplum ve bireyi yan yana getirerek ve aralarında bir analoji kurmakla başlayabiliriz. Freud da zaten kitle ruhunu mercek altına aldığı zaman, bir lidere tapınan bir topluluktan söz ettiği zaman hipnoz altındaki bir bireyin psikolojisiyle analoji kurmuş, ve bireyin yaşamında ötekinin öneminin altını çizdiği zaman da şöyle demiştir: “Bireyin ruhsal yaşamında öteki her zaman model, nesne, destek ve rakip olarak idrak edilmektedir; böylece bireysel psikoloji daha en başından itibaren, aynı zamanda, terimin genel anlamında ama tüm haklılığıyla (tarafımızca altı çizilen) sosyal psikolojidir[2].  Toplumsal direnişler de biraz önce vurguladığım gibi bir tarihsel kimlik yarattıkları gibi bireysel hayatlardaki direnişler de kimliğimizin en derin katmanlarını harekete geçirir ve bireyin kendisi olması yolundaki süreçleri bize gösterir.

Yeniden başlangıçtaki soruma geri dönüyorum: bir insan nasıl kendisi olur? Bir insan nasıl kendisi olur ve başka, yabancı biri olmaz sorusu psikopatolojinin en temel sorularından biridir ve farklı kuramcılar benliğin gelişimiyle ilgili çok farklı ve çeşitli yanıtlar vermiştir. Bu kuramcılardan D.W.Winnicott kuramında diğer kuramcılardan çok farklı ve özgün bir kendilik kavramı geliştirmiş bu kendiliği daha sonra hakiki kendilik ve düzmece kendilik kavramlarıyla zenginleştirmiştir. İşte size özgürlük ve direniş mefhumlarını içinde barındıran Winnicott’ın kendilik kavramı aracılığıyla, bir insanın nasıl kendisi olur sorusunu yanıtlamaya çalışacağım. Kendilik kavramı özgürlük ve direniş gibi psikanalize doğrudan ait olmayan kavramlara bir yer yurt sağladığı gibi onları somut olarak görmemizi de sağlar. BU kendisi olmak meselesini de sanatsal bir yapıtta N.B. Ceylan’ın ödül kazanan son filmi Kış Uykusu’nda mercek altına almayı öneriyorum.

Bu yazının devamına ulaşmak için Kültür ve Psikanaliz adlı kitabıma başvurabilirsiniz.

 

Yorum Yaz

}