Layout 1

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

SUNUŞ

Bella Habip *

 

Geri Dönüşü Yok, Janine Altounian’ın 1915 Ermeni soykırımından hayatta kalmayı başarmış babası Vahram Altounian’ın  yaşadıklarını kısa, öz ve tüm hakikiliğiyle kaleme aldığı güncesini psikanalist, dilbilimci ve tarihçilerle birlikte kucaklayarak okurun önüne çıkardığı bir metindir. Bu günce bir tür biotexte’dir, bir yaşam metnidir, kendisinin de ifade ettiği gibi. Yaşam metni yaşamın metinle geri gelmesidir; yaşanmış bir hayatın kaleme alınmasına tanık olduğumuz bir otobiyografiden farklıdır bu. Iskalanmış, yeterince anlam düzeyine taşınamamış, başkalarıyla paylaşılamamış, sessizlik ve inkârla çevrelenmiş bu soykırım yaşantısı ruhsallığın ücra bir köşesinde sıkışıp kalmıştır. Onu hayata döndürmek öznenin tek başına başarabileceği bir eylem değildir. Ama işte felaket sonrası kaleme alınan ve bir çekmeceye hapsolan bu güncenin eylemliliği ölümünden çok sonra onu okuyan kızında gerçekleşir. Janine Altounian bu öksüz günceye sahip çıkar. Onu titiz bir şekilde Fransızcaya tercüme ettirmekle kalmaz, aynı zamanda dönemin entelektüellerine ulaştırır. Ve en önemlisi kişisel analizine kaldığı yerden devam etmeye başlar. Bu keşif onun  ruhsallığında dönüştürücü  olmakla kalmaz, aynı zamanda ilerleyen yıllarda peş peşe yayımlayacağı ve özellikle biz ruh sağaltıcıları yakından ilgilendiren travma kliniğindeki işlevsel tespitleri ve yeni kuramlaştırma girişimlerine de kucak açar.

Vahram Altounian’ın  sadece bedeninin  ve ebeveynlerinin bedenlerinin  hayatta  kalması için mücadele ettiği o yıllarda ruhsal yaşam askıya alınmış, hayatta kalma stratejileri ön plana geçmişti. Bu askıya alınmış yaşamın nasıl bir şey olduğuna dair bizleri, bu olaylara tanık olmayan ama farklı bağlamlarda ruhsallığımızı harekete geçiren bizleri aydınlatan, bir başka dünya ile dehşet dolu bir dünyanın öznedeki tahripkârlığı ile bağ kurmamızı sağlayan bu yaşam metni sadece Janine Altounian’ın ruhsal ve düşünsel yaşamını dönüştürmekle  kalmayacaktır. Yaşam metni hem hayatta kalanların, yani soykırım mağdurlarının ve onların çocuklarının hem de onları çevreleyen sosyal ve politik ortamın sessizliğini sese, anıya, söze, yazıya ve nihayetinde düşünmeye dönüştürecektir.

Janine Altounian’ın gönderme yaptığı soykırım temelde Ermeni toplumunun  maruz kaldığı soykırım olsa da yapıtı tüm soykırımları, insanlığa karşı işlenmiş tüm suçları ilgilendirir. Altounian’ın yapıtının bir diğer özelliği de cezasız kalmış soykırımın, sessizlik ve inkâr yüklü psikolojik bir ortamla çevrelenen soykırım mağdurlarının ve onların çocuklarının, çetin ve çetrefil yolları deneyerek, bu üzerinde konuşulamayanı insani bir malzemeye dönüştürmesidir. Bu üzerinde konuşulamayanı yaşadığımız dünya içine dâhil etmek, onu farklı temsil biçimlerine büründürmek  insanlık adına önemli bir kazanımdır. Burada temsil derken kastettiğim farklı bir dile geliş biçimidir: Bu anı, anlatı, yazın, psikanalitik yorumlama gibi temsiller ya da düşünme araçları ham ve acı gerçekliğe, dondurulmuş, taşlaşmış ruhsal malzemelere hayat verirler, onları canlandırırlar. Biz psikanalistler için daha da önemli olan tüm bu konuşulamayanları temsile dönüştürürken  duygu ve duygulanımların da yaşanan olaylarla geri dönmesidir. Duygu ve duygulanımlar ne kadar acı ve dehşeti içinde barındırsalar da yaşanan deneyimlerin insanileşmesine zemin hazırlarlar, tabii bunlara kulak açacak, insani bir yerden dinleyen özneler olursa.

İşte bu dönüştürme  yolu ile üzerinde düşünülemeyecek kadar korkunç olanı, sözcüklerle anlatılamayacak olanı, nihayetinde yaşadığımız dünyadan yok edileni, yazarın yapıtıyla var ettiğini, yokluktan çıkarıp yaşamın içine insanileştirerek kattığını ileri sürebiliriz. Bir anlamda Altounian’ın  yapıtını ölümcül olanın içinde bile hayata döndüren şeyin ne olduğunu tespit edip öznelleştirerek, öznel tarihine sahip çıkarak göstermesi şeklinde yorumlayabiliriz. Hayata dönen  şeyi de anlama, anlatma ve en önemlisi de sahiplenme imkânına kavuşabiliriz.

Ruh  sağaltıcıları için Altounian’ın  yapıtı travma  kliniğindeki sosyopolitik ortamın değerlendirilmesi açısından ayrı bir önem arz etmektedir. René Kaës, yazarın metnine yaptığı katkıda felaket anlatısını dönüştüren  unsurun başlangıçta dinlenme arzusu olduğundan söz eder. Bu arzu öznelliklerarası bir alanda yankı bulabildiği zaman simgeleşebilir ve anlam kazanabilir. Bu yankının oluşabilmesi için sağ kalanı ağırlayan ülkenin demokratik koşullarının altını çizen Janine Altounian,  bir anlamda bu tür felaket sonrası kaleme alınan metinlerin kaderlerine de işaret etmektedir. Bir çekmecede hapsolup sonsuzluğun soğuk sessizliğinde yok mu olacaklar, yoksa hayata dönüp acı da olsa, öznelliklerarası bir paylaşımda insani bir boyut mu kazanacaklardır?

İşte  böyle  bir  öznelliklerarası  deneyim,  Janine  Altounian’ı İstanbul’da ağırlamak ve bu kitabın  tanıtımını  yapmak üzere 13 Mayıs 2014 tarihinde  gerçekleşen bir panelde mümkün  oldu. İnsan Hakları Derneği Irkçılığa ve Ayrımcılığa Karşı Komisyon’un girişimi, Fransız Anadolu  Araştırmaları  Enstitüsü’nün  destekleriyle bir panel düzenlendi.  Fransız Kültür  Merkezi’nde “Çapraz Güzergâhlar ve Bellekler: Fransa’daki Anadolu Diyasporasının Sesleri” başlıklı buluşmalar çerçevesinde düzenlenen  panelde Janine  Altounian,  psikanalist Bella Habip  ve Geri Dönüşü Yok’un çevirmeni ve aynı zamanda da İHD  temsilcisi Renan  Akman’ın moderatörlüğünde  kitabından pasajlar okudu, yaratım sürecinden kesitler verdi, aile fotoğraflarını paylaştı. Farklı kesimlerden gelen alımlayıcı ve kucaklayıcı bir topluluğun karşısında gerçekleşen bu deneyim soykırımın kamusal alanda ruhsallık açısından dile gelmesi olarak bir ilkti. Janine Altounian’ın aynı zamanda Psike İstanbul (İstanbul Psikanaliz Eğitim, Araştırma ve Geliştirme Derneği) psikanaliz grubunda yaptığı sunum ve Türkiyeli meslektaşlarla alışverişi biz ruh sağaltıcılar için heyecan vericiydi, zira ilginç bir şekilde kökenler konusunda  neredeyse her dinleyicinin zihninde, kısmen de paylaştığı bir soru işareti belirdi. Bursalı Altounian  ailesinin başkalarının zihninde yeniden hayat bulmasının deneyimiyle acaba kökenler ve nesillerarası iletimin sarsıcı ama aynı zamanda derinleştirici etkisine mi kapılındı? Yoksa sadece Janine Altounian’ın şahsında bu konuda daha çok hatırlamak, konuşmak, anlatmak, paylaşmak ve en önemlisi birbirimizle paylaşmak arzusu muydu bu? Belki de hepsi, ama şurası kesin ki anlatma arzusunun öznelliklerarası alanda yankı bulmasının canlı bir deneyimiydi bu.

Janine Altounian’ın yapıtının kamusal alanda yankı bulmasının bir diğer örneği de “Ülkesel ve Kültürel Kopuşlar Sırasında Büyükanne ve Büyükbabaların İletiminin Narsisistikleştirici ve Politize Edici Etkileri”** adlı makalesinin Türkçede yayımlanması oldu. Pasaportlara vurulan Geri Dönüşü  Yok damgasının soykırımın simgeleşmesi açısından içerdiği olumsuzluğu, yokluğu ve yasağı aşan bu kitabı soykırım üzerine yazılan ve çekmecelerde hapsolmuş tüm metinlerin  yaşama geri dönmesi için, özellikle de Türkçede  geri dönmesi için bir vesile, umut  ve taahhüt  olarak da düşünmemiz mümkün müdür?

İstanbul, 2014

 

 

 

 

 

*   Eğitim psikanalisti ve süpervizörü. Paris Psikanaliz Cemiyeti üyesi (Société Psychanalytique de Paris)İstanbul Psikanaliz Eğitim, Araştırma Geliştirme Derneği (Psike İstanbul) kurucu üyesi ve ilk başkanı. Psikanalizin kuram ve pratiği, tarihi, psikanaliz ve toplumsallık, Türkiye’de psikanaliz, psikanalizin sinema ve edebiyat ile olan ilişkisini irdeleyen birçok makale ve kitap kaleme aldı. (Psikanalizin İçinden. İstanbul: YKY, 2007 ve 2012; Kuram ile Klinik Buluşunca. İstanbul: YKY, 2012).

**“Effets narcissisants et politiques de la transmission grand parentale  lors des ruptures territoriales et culturelles.” Çeviri: Özen Alemdar, Psikanaliz Yazıları içinde, İstanbul: Bağlam, 2014.

 

}